Medyum Zeynel Eroğlu

Gökyüzü nedir ? Medyum Gözüyle Gökyüzü.

images (20)Gökyüzü türlü nedenlerden dolayı tanımlaması kolay olmıyan bir kavramdır. Kabaca kişinin açık piyasada yukarı baktığında gördüğü, bütün gök cisimlerini çevrelediği gözlemlenen boşluk olarak nitelendirilebilir.
Bu tanıma göre kuşların ve uçakların gökyüzünde uçtuğu, yağmur ve gökkuşağı benzeri atmosferik olayların yanı sıra güneşin batışının yahut yıldız kaymasının da gökyüzünde gerçekleştiği varsayılır.
Meteorolojide sema Meteorolojik manada sema, atmosferin gözle görünen bölümü şekilde tanımlanabilir. Değerlendirmesi daha çok atmosferin özelliğine göre yapılıyor ve tanımından var olan bulutların cinsi, miktarı, yüksekliği ile hareket yönleri anlaşılır. Gökyüzünün hali, açık, az bulutlu, parçalı bulutlu, çok bulutlu ve kapalı şekilde sınıflandırılır. gökyüzü neden mavidir? Yaygın düşüncenin aksine gökyüzü aslında mavi değildir; mavi görünür. Güneş`cilt gelen ışınlar atmosferdeki gaz molekülleri ve öteki parçacıklara çarparak saçılırlar (teknik ismi ile “Rayleigh Saçılması”). Gökyüzünde genellikle görünen rengin mavi olması ise havanın uzun dalga boylu ışığa göre tercihen kısa dalga boylu ışığı saçmasından kaynaklanmaktadır.
Bu sebeple en kısa dalga boylu ışınlar atmosferin üst tabakalarında saçılmaya uğrayıp gökyüzünün mavi görünmesini sağlarken, daha uzun dalga boylu ışınlar saçılmak için daha büyük bir parçacık bulmuş olana kadar yollarına devam ederler. Bu işin daha enteresan bir yanı var. Güneşin ışığı ne renktir, hiç düşündünüz mü? çoğunuzun sarı diyeceğine eminim. Güneş ışığı beyazdır, yani bir renk değildir, tüm renklerin karışımıdır.
Bunun ispatı ise fazla kolaydır. şayet evinizde kristal bir avize varsa, bir parçasını annenize göze çarpan etmeden alın ve güneşe doğru tutun.

Kristalin ışığı kırarak tıpkı gökkuşağının renkleri benzeri ayrıştırdığını göreceksiniz.
Bilindiği benzeri, güneşin beyaz ışığı gerçekte mor, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve al renklerin karışımıdır. Güneşten çıkarak atmosferimize kadar yol piyasa güneş ışınlarının çoğunluğu teğet geçerken, bir bölümü atmosferimiz sebebi ile emilir. Bu ışık atmosferden geçerken mor tarafındaki ışıklar, kırmızı tarafındakine göre daha çok dağılırlar ve atmosferde çoğunlukta mavi renk kırılarak yeryüzüne yansıtılır.

Bu halde biz gökyüzünü mavi renkte görürken, güneşi de beyaz-sarı karışımı bir renkte görürüz.
Atmosferimiz olmasaydı, güneşi yine parlak bembeyaz renkte görecek ancak bütün sema gece olduğunda bulunduğu gibi karanlık olacak, güneşle birlikte başka yıldızlar da görünüyor olacaktı.

Peki gerçekte beyaz renk olan güneş ışınları yukarıda bahsedilenler itibariyle sarı renk görülüyor da, güneş ufka yaklaşıp batarken nasıl turuncu, hatta kıpkırmızı bir renk alabiliyor? Güneş ufukta alçaldığı zaman, açısı nedeni ile gözümüze ulaştığı ara de uzadığından, ışınları ona bakanlara daha çok yol kat ederek ulaşır.
Bu, ışınların havada daha fazla molekül ve parçacık arasından geçmesi, onlar nedeni ile daha fazla yansıtılması ve dağıtılması demektir. bu sayede güneş ufukta alçalmaya, batma noktasına doğru gelmeye başlayınca, o anda tepesinde bulunduğu yerlerde kırmızı dışındaki renkler atmosfer sebebi ile emildiği için sema mavi, güneş san renkte görüldüğü halde, güneşi ufukta görenlere kırmızı ve biraz da turuncu renkler ulaşır. Göklerin Yaratılışı “Geceleyin gökyüzüne bir bakış, kişiye kuvvetli bir “değişmeyen evren” izlenimi verir.
Doğru; bulutlar Ay`ın önünde sürüklenirler, gökkubbe kutup yıldızı çevresinde döner; daha uzun süre diliminde Ay`ın kendisi büyür ve küçülür; Ay ve gezegenler, yıldızların oluşturduğu bir zemine göre hareket ederler. ama biliyoruz ki bunlar yalnız Güneşsistemimizin içindeki hareketlerin neden olduğu mahalli olaylardır. Gezegenlerin ötesinde, yıldızlar hareketsiz gibidirler…” Yukarıdaki satırlar, “ilk 3 Dakika” kitabının yazarı Steven Weinberg`e ait.
Gerçekten de gökyüzüne tabii gözle bir bakış, herşeyin fazla durağan ve sabit bulunduğu hissini uyandırabilir. halbuki hal farklıdır. Gökyüzünde büyük bir hareketlilik vardır ve çıplak gözle asla ayrım edilemeyen bu gerçek, Kuran sebebi ile asırlar önce haber verilmiştir. Kuran`da gökyüzü ile ilgili çoğul olarak uygulanan çok sayıda ayete rastlamak olasıdır.

Arapça`da “semavat” şekilde geçen “gökler” kelimesi hem dünyanın atmosferini, hem de uzay boşluğunu anlatım etmektedir.
Burada ilk şekilde üstünde duracağımız nokta, gökler ifadesindeki çoğul kullanımdır. Bu çoğul kullanım da Kuran`ın mucizelerinden birisidir; nedeni ise ister dünyanın atmosferi olarak düşünün, ister evren şekilde, 7. yy`da çıplak gözle bakan birisinin bunların çoğul olabileceğini bilmesi olanaksızdır. şimdi bunu açıklayalım: Açık havaya çıkarak başınızı göğe çevirdiğinizi düşünün. Ne gözleyebilirsiniz? Yaz aylarındaysanız ya masmavi bir gökyüzü ya da belki rüzgarla devinim eden bulutlar; kışaylarındaysanız da muhtemelen gri, puslu bir gökyüzü ve her yanı kaplayan bulutlar bulunur görüntüde. fakat her ne görürseniz görün, dünyayı saran atmosferi göremezsiniz. üstelik bu atmosferin birçok katmandan oluştuğunu hiç bilemezsiniz. oysa dünya atmosferi, mezosfer, iyonosfer, troposfer, ozon tabakası benzeri birçok katmanın bileşiminden meydana gelmiştir. Elbette ki çıplak gözle ayrım edilemeyecek bu ayrıntıya ayetlerde işaret edilmesi onun, Kuran`ın Allah`ın sözü olduğunun büyük bir delilidir. öte yandan, sema kelimesini feza şekilde aldığınızda da, şimdilerin teorileriyle büyük bir uyum içinde olduğunu gözleyebilirsiniz. ilim çevreleri gözlemlenebilen uzayın haricinde paralel evrenler, değişik boyutlar olabileceği teorileri geliştirmektedirler. fer hızının aşılmasıyla beraber farklı bir ebat ve farklı bir evren kavramının ortaya çıkacağını savunan tez bunun bir örneğidir.

Kısacası, uzaydan değil, uzaylardan bahsetmemiz doğru olacaktır. Bu ise, Kuran`da işaret edilen bir gerçektir. şimdi “semavat” kelimesi ile alakalı diğer konulara bir bakalım. önce Kuran`da uzayın “büyük bir düzen” arasında yaratılmışolduğu açıklanır. örnek olarak bu konudaki bir ayet şöyledir: “sema, Onu da yükseltti ve mizanı koydu.” (Rahman Suresi, 7) aynı konudan bahseden ayrıcalıklı iki ayette de şöyle söylenir: “O, birisi diğeriyle `tam bir ahenk` (mutabakat) arasında yedi gök yaratmışolandır. Rahman`ın yaratmasında hiçbir `çelişki ve uygunsuzluk` göremezsin. işte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (arıza ve çarpıklık) görüyor musun?

Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz umudunu kesmişbir halde bitkin şekilde sana dönecektir.” (Mülk Suresi, 3-4) “üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz onu nasıl yapı ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiç bir çatlağı yok.” (Kaf Suresi, 6) Belki uzay devasa bir boşluk şekilde düşünülüyor olabilir. sonsuz genişlikte, içinde bir biçimde hareket eden yıldızlar, gezegenler ve cisimler bulunan bir boşluk. halbuki uzay başıboşbırakılmışbir boşluk değildir. içinde sayısını tam tespit edemediğimiz, ancak milyarlarla anlatım ettiğimiz yıldızlar, güneşsistemleri, gezegenler ve uydular, kuyruklu yıldızlar bulunan bir “sistem”dir.
Bunların her biri hayat süreleri boyunca değişik hallerde bulunurlar. mesela yıldızlar yakıtlarını tükettikten sonra kızıl dev, beyaz cüce, nötron yıldızı, karadelik, süpernova gibi isimler verdiğimiz şekillere dönüşürler. Bunlar da evreni yapan elemanlar arasındadırlar.

Bunların ötesinde, evrendeki büyük dengenin asıl kanıtları “sistemler”dir. örnek olarak dünyamız GüneşSistemi arasında yer alıyor. GüneşSistemi, Samanyolu Galaksisi`ne dahildir, ve bu galakside daha milyonlarca yıldız ve yıldız sistemi mevcuttur. ancak devasa boyutlarıyla Samanyolu Galaksisi de, bir galaksiler sistemi arasında devinim eder, ve bu muazzam galaksiler sistemi de evrendeki sayısız galaksiler sistemi kümelerinden sırf birisidir…
Yukarıda tasvir ettiğimiz uzaydaki büyük seviye, sırf çıplak gözle bakılarak idrak edilebilecek bir gerçek değildir. O halde bu bilgilerin 7. yüzyılda Kuran indirildiğinde biliniyor olması da mümkün değildir. Tek doğru açıklama, Kuran`ın Allah katından indirilmişolduğudur.